12 Ekim 2010 Salı

Yeniden yeşeren ümitler...

Tam ümidimi kaybetmeye, attığım mesajdan ötürü pişman olmaya başlamıştım kiiii...

Olayı bilmiyorsunuz, durun anlatayım. Ben bir cesaret (arkadaşların gazına gelme olayı tamamen) benim romantik prensime facebooktan mesaj attım, işte gelemedim derslere, ekimde kasımda pek bir yoğun olacam da bölünmesin diye dersler aralık ayına erteledim falan gibisinden tamamen bahane edilerek yazıldığı belli bikaç cümle çiziktirdim arkadaşa. Anam çiziktirmez olaydım, tam tamına 1 gün 23 saat 15 dakika bekledim cevabı gelene kadar. Türlü türlü düşünceler, umutsuzluklar, kendini beğenmemeler ve bir paket damak antep fıstıklı çikolata eşliğinde kendime ve kilolarıma lanet okuyarak geçirdim bu 1 gün 23 saat 15 dakikayı. Az önce cevap geldi, "bekliyorum, görüşmek üzere" diye. Sanki ilan-ı aşk etmişçesine bir sevindim, öyle bir sevindim ki hemen yazmaya koyuldum. Çıkmadık candan umut kesilmez diye boşuna dememiş atalar. Bekledim ve muradıma erdim. Erkekler ne söyler kadınlar ne anlar diye bir geyik var ya, hemen örnekleyeyim.

Erkek yazar: "Bekliyorum, görüşmek üzere".

Kadın içinden geçirir: "Abareyyy saat 23:15'te attığına göre mesajı ayy bak uyumamış geç de olsa mesaj atmış, demek ki ince çocuk, öyle ayı değil amaann geliyorsan gel gelmiyorsan bana ne diyecek. (alt düşünce eee tabii ben onun için potansiyel müşteriyim, bana yüz vermezse derse gitmem, derse gitmezsem para kazanamaz). Ay biliyorum bunlar hep kendine olan güvensizlikten kaynaklanıyor. Ne vardı bir paket çikolatayı depresyonuma ortak etmeye yaaaa. Neyse aralık ayına daha çok var, sıksam kendimi on kilo veririm (pok verirsin).... diye uzayıp giden cümleler. 

Erkek ne kadar kısa ve öz, kadın ne kadar karmaşık ve kalabalık değil mi. Erkekler gibi kısa ve sade düşünmeyi istiyorum ben de!!!! Dünyaya sadece ordan, işte anlayın sadece ordan bakabilmeyi istiyorum, çok mu şey istiyorum!!!

Denize düşen yılana sarılır misali, o olmazsa bari depresif ruh haline bürünüp bir tepsi baklava ile kalan şanslarımı da söndürmeyeyim diye hani geçen dediğim şu "zengin, ilgi çekici" vatandaş ile de randevulaştım. Bu cuma bakıcam artık, paranın gücü mü, aşkın gücü mü?? :))) Türk filmlerinden kareler yaşıyorum, oysa ne kadar sade bir hayatım vardı. Boyuma denk koyu kahve renginde ömrümde iki kere görmek nasip olan rahmetli dedemin hediyesi benim emektar ayıcığım vardı oysa bir zamanlar sadece. Onu besler, giydirir, severdim ve o hiç yanımdan ayrılmazdı, bana böyle milyon tane çelişki yaşatmazdı. Ne ara sindi benliğime bu özgüvensizlik bilmem ki. Oysa Roma'yı da yakarım türevi cabbar bir hatunum. 

Cuma ola hayrola, Aralık gele aşk ola diyorum. Ayy minimum on-on beş kilo vermem lazımmmm, son çikolatamı az önce yidimmmmm:)))

Hepinize iyi geceler.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.