Kırk yılın başı misafir çağırayım dedim, çağıra çağıra dedemi çağırdım. Gülmeyin, şu şair dedemden bahsediyorum elbette. Sanmayın mükellef bir sofra kurdum, bir kuş sütü eksik ve dedemi iki tane zebellah yelliyor, bir eli yağda bir eli balda. Garibim, zaten iyice ufalmış bedeniyle bizim ikili koltuğun bir köşesine sinmiş Fatmagül'ün suçu ne, yazık kıza diye diye açlıktan kıvranan midesini tuta tuta maharetli torununun yemeklerini bekliyor. Menü uyduruktan köfteli patates yemeği ile şehriyeli pilav. Eee anacım bu saatten sonra anca bu oluyor, ben de şöyle yarım saatte beş çeşit yemeği yapıveren o hatunlardan değilim. Bütün gün ofiste rapor yaptım, maillere cevap verdim, türlü türlü insana telefonda dert anlattım, ayy yoruldum yaa. Neymiş, haftaiçi deden bile olsa misafir çağrılmayacakmış. Yalnız ne dakik adammış, eve adımımı attım, zankk zil çaldı. Dede bir köşede sindin gelişimi mi bekledin yahu... Bir baktım elinde gazeteler pıtır pıtır çıkıyor merdivenleri. Koşup böyle sımsıkı sarılasım geldi, hoopp dedim kocaman eşşek oldun, ağır ol bakalım. Şimdi kendisiyle ilgilenmem lazım, ufaktan kaçıyorum. Yarın tüm dedikoduları detaylı anlatıcam inşallah.
Hadi iyi geceler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.