Blogumu açarken Of(f)ice ismini neden bloguma verdiğimi ofisle ilgili yazılarımı okuduğunuzda anlayacaksınız demiştim. Şu ana kadar gönül dünyamla alakadar konularla boğuştuğum için son derece lüzumsuz bulduğum bir grup insan taklidi yapan mahlukatların bulunduğu ofis hayatımı anlatmaya imkan olmamıştı ancak an itibariyle Cumartesi günü mecburen gittiğimiz ofis nöbetlerimizde sıra benim olunca camışlar sağolsunlar buraya yazacak malzemeyi elime tutuşturmuş oldular. Hep derim bir insan malsa maldır, öküz ise öküzdür. Temel eğitim annenin verdiği eğitimdir. Annede iş yoksa o camışı naparsanız yapın insan kılığına sokamazsınız. Benim de bu türevden iki eli ve iki bacağı olan ama onun dışında insan demeye bin şahit gereken bir müdürüm var efendim, nam-ı değer Rackapor:) Tereyağlı saçları ve 1,50 yi geçemeyen boyu ile kendini Red Kit sanan bu mahlukat maalesef temel eğitimini evde almadığından yahut alsa bile kötü bir eğitim aldığından kendini insanları itina ile ve bilerek rahatsız edebileceğini sanan, aslında bence hayattaki tek derdi varlığını ispat çabasında olan, ben burdayım ben burdayım, ben de bişeyim diye bir taraflarını yırtan yer cücesinden başka bişey değil. Ama gel gör ki adam müdür. Onu müdür yapan zihniyetin ağzına edem. Önce baksaydınız insan taklidi yapan bir öküz mü yoksa öküz kılığında bir insan mı diye.
Neyse efendim mevzuya geleyim. Cumartesi günü bunun da dahil olduğu ofisin belli başlı (aralarında sevdiğim abilerim var onları mevzu dışarı bırakarak konuşuyorum) camışların toplandığı bir eğitim tertiplemişler. Sanki işe yarayacak !! Temel eğitim diyorum, evde alınan eğitim diyorum, olayı o kadar başa sarmanız lazım diyorum ve son olarak da patron patron ron ron ron bunlar paranı boşa harcıyor diyorum. Ofisteyim, maillerime bakıyorum, girdi bu içeri. Dümdüz geçti gitti masasına. Be ahmak, bi günaydın de bi gördüm seni ordasın işteye çıkan bir işaret yap. Yok anasını satayım, sanki adamın anasına küfür etmişiz sabah sabah. Geçti bu oturdu yerine, önümden geçti gitti kahve aldı, geldi. Yok, beni gördüğü yok, selam verdiği yok. Nasıl gücüme gitti, nasıl sinirlendim. Lan yer cücesi sen kimsin beni görmezden geleceksin, bodur tavuk diye içimden yağdırırken ofisin diğer camışları da geldi kata. Allahım o ne, hepsi aynen bunun yaptığı gibi önümden geldi geçti, bir selam eden bir günaydın diyen yok. Tamam dedim ölmek bu olsa gerek. Sen orda oturduğunu sanıyorsun ama aslında yoksun, şu anda seni görmedikleri için gelip geçiyorlar önünden. Ya da bu bir kabus az sonra kıçın açıkta uyanacaksın. Bu kadar bilim kurgu filmi izlersen olacağı budur elbet. Aklımın bir köşesi ile de şunu düşünüyorum, yahu gerizekalı madem öldün ve istediğin yere gidip milleti bihaber dikizleyebiliyorsun niye burdasın, duracak başka yer mi yok, bu kadar iş hayatını seviyor olamazsın, kızım git bi ananı babanı gör bari perişandır insancıklar diye kendi kendime söyleniyorum.
İnsana yaşarken ölümü tattırmak böyle bişey olsa gerek ve bu nedenle hepsine lanet ediyorum bu insanlıktan nasibini almamış mahlukatların. En sonunda içlerinden biri beni farketti ee nasılsın bakalım dedim. O kadar sinirliydim ki o soru ile sakinleşmek yerine daha beter köpürüp yerimden kalktım ve aynen şu cümle çıktı ağzımdan: Şu anda beni görüyor ve işitiyorsunuz, ben ölmedim değil mi???? Aptal aptal yüzüme baktılar, hışımla yürüyüp tuvalete gittim. Döndüğümde baş camışlardan biri ya eğitimin verdiği yorgunlukla seni görmedik gibi oldu kusura bakma dedi. Cevaben rica ederim benim için mühim bir mevzu değil sizin selam vermeniz ben sadece hayattamıyım ondan emin olmak istedim dedim, sustu. Anlamıştır herhalde aptıkları terbiyesizliği diyeceğim, hayalperest olduğum ortaya çıkacak.
Şimdi bilmem anladınız mı neden Of(f)ice dediğimi. Bizim ofis insan ilişkileri bakımından "buz gibi" bir ortama sahiptir. Sadece iş düşünürler, sadece sonuca odaklanırlar ama o işleri yapanların kanlı canlı insan olduğunu unuturlar. Tüm kilitleri açanın tatlı dil, güleryüz olduğunu unutup bizi fotokopi makinesinden farklı görmezler. Hepsinden nefret ettiğimi bilmem söyledim mi...
PePerutKA@The Of(f)iCE
27 Şubat 2011 Pazar
21 Şubat 2011 Pazartesi
İncir reçelidir herşeyin sebebi...
Karar verdim karşıma çıktığı ve onun “o” olduğunu anladığım an basıcam tokadı. Erkeğe el kalkar mı demeyin, beni bunca yıl bekletmeye ne hakkı var. Kim bilir kaç çiçeğe konup gelecek bana kadar, yorgun yılgın “tecrübeli”. Ben pampacık 18 yaş heyecanı taşıyan muhtemeldir sonraki yıllarda nerden buldum ben bu bebeyi diyeceğim tipte birini istemiştim, bu kadar geç gelinir mi, bu kadar ağırkanlı olabilir mi insan. Şu anki merakım acaba nerededir ne yapıyordur üzerine. Beğendiğim tipler bana gelmedi, gelenlerin yüzüne bakmadım. Sanmayın revaçta talep gören bir tipim ama şeytan tüyü var sanki üzerimde. Adı üzerinde “şeytan” ayartan yoldan çıkaran, nedense hep evliler geldi, yoldan sapanlar, şaşanlar. Hey kadınlar, aklınızı başınıza devşirin, kocalarınız çok acılı. İki dertlerini dinleyince, iki hiç bişeye karışmayan olgun aklı başında hanfendi portresi çizince ah nerde şimdiki aklım, karşıma geç çıktın yoksa seninle evlenirdim türevinden kulağıma iğrenç derecede bayağı gelen lafları sıralayan bu “evli” erkeklerin hiçbirine evet demedim efendim merak ediyorsanız. Ele yar olamayan bana hiç olamazdı, hepsinden kaçtım öcü görmüş gibi. Bu olgun, bi şeye karışmayan halimi sevdiler ya en çok ona gülüyorum. Oğlum ben senin neyine niye karışayım, git karın karışsın sana. Ama baktım benim hudutlarımdan içeri girdin, sana sevgilim dedim oohhooo karını mumla arayacak noktaya getiririm seni. Karışmamak ne be? Adam gece eve gelmeyecek misal karışmayacakmıyım. Yırtarım onun o pürüzsüz tenini, karışmamak ne demek. O benim, o benimdir ancak. Zaten 30 yıldır onu beklemişim. Daha karşıma çıktığında onu beğenecekmiyim, âşık olacakmıyım, heyecan olacak mı, böyleeee midemden kelebekler havalanıyormuş, gondolun en ucunda oturup bir o uca bir diğer uca gelip gidiyormuşum gibi olacak mı onu bile bilmiyorum. Yanarım yanarım arada boşa giden yıllara yanarım. Yaş ilerleyince fark ediyormuş insan zaman dediğin gerçekten de su gibi akıp gidiyormuş, yaşadığın her anın tadını çıkarmak lazımmış. Daha ağız tadıyla trip yapabileceğim bir sevgilim bile yok, nerde kaldı hayatın tadı. Tamam, boş durmuyoruz, geziyoruz, tozuyoruz ama yanında anlatacak biri olmayınca neye yarar ki. Söz sevgilim gezdiğim yerleri seninle tekrar gezeceğim ve sana hiç çaktırmayacağım daha önce geldiğimi. Öyle heyecanla bakacağım her yere, çünkü yanımda sen olunca heyecanlı olacağım.
En son "İncir Reçeli" filmine gittim, "Aşk Tesadüfleri Sever" filminde yeterince ağlayamayınca bari şansımı bunda deneyeyim diye düşünerek gitmiştim, iyi ki gitmişim. Siz de gidin bol bol ağlayın... Yine Mehmet Günsür'u kimselere değişmem ama napalım adam evli el kadar iki bebesi var, mutlu mesut yuvaların yıkıcısı değilim, derdim benzeri bir yuvanın sahibi olabilmektir efendim.
Ağlamak iyidir, gözlere parlaklık verir. Benimkiler bu ara şavkıyorrrr.
Yeter demek yetmez ki bazen
Hayat acımasız karar verdim. Aslında nankör olmamak lazım, bugüne kadar yaşadıklarıma kıyasla hayatım oldukça düzene girdi, anam babam sağ, bir aradalar. Çok şükür bir hastalığım yok, bu kriz ortamında işsiz güçsüz kalmışlığım da yok her ne kadar beni katil etme potansiyeli taşıyan tereyağ saçlı bir müdürüm olsa da. Neyim eksik nedir bu içimdeki boşluk diye başı kopmuş davık gibi oradan oraya kendimi atarken Gökhan Türkmen belasına yakalanmış bulunmaktayım, tabi olayın Ceceli'nin "Eksik" şarkısıyla başladığını ve iliklerime kadar acıklı, dokunaklı durumlar ve şarkıların isteyerek, bilerek ve en kötüsü tercih ederek dinlediğimi, içimde sürekli cız eden tanım da koyamadığım bir halin olduğunu söylememe gerek yok. Bariz aşk eksikliği yaşıyorum yaaa, hani vücuttaki potasyum eksikliği gibi bişey bu, aşk eksik kalmış, güdük kalmış, "yeterince alınamamış", hap olanı var mıdır bunun, ciğer yesem işe yarar mı, bana kanlı canlı bir sevgili çıkar mı???
Uzunca zaman yazmadım, takipçimde yok, işe yaramaz bir blogun boşta gezen kalfasıyım derken saat sabaha karşı 02:14 ve sadece 4 saat sonra yorucu bir haftabaşına adım atmak için uyanmak zorundayım, henüz yatamadım oysa !!! Buraya yazana kadar facebukuma şiire benzeyen bişeyler bile çiziktirdim. Acı çekmeye başlamak işin tehlikeli kısmı. Kendi kafamda yarattığım adama aşık olmak üzereyim, malum o adam "yok" olduğu için önüme çıkana aşık olamayacağım o olacak. Gözümün önünden gelip geçecek zaar elalemin kızlarına nasip olacak. İşim zor, işin zor aşkım. Daha geleceksin, seni koklayacağım, tanıdık geleceksin, içime sineceksin de geçip kalbimin üzerine yerleşeceksin. Kolay değil ama gelmen lazım artık, çok gecikebilirsin.
Uzunca zaman yazmadım, takipçimde yok, işe yaramaz bir blogun boşta gezen kalfasıyım derken saat sabaha karşı 02:14 ve sadece 4 saat sonra yorucu bir haftabaşına adım atmak için uyanmak zorundayım, henüz yatamadım oysa !!! Buraya yazana kadar facebukuma şiire benzeyen bişeyler bile çiziktirdim. Acı çekmeye başlamak işin tehlikeli kısmı. Kendi kafamda yarattığım adama aşık olmak üzereyim, malum o adam "yok" olduğu için önüme çıkana aşık olamayacağım o olacak. Gözümün önünden gelip geçecek zaar elalemin kızlarına nasip olacak. İşim zor, işin zor aşkım. Daha geleceksin, seni koklayacağım, tanıdık geleceksin, içime sineceksin de geçip kalbimin üzerine yerleşeceksin. Kolay değil ama gelmen lazım artık, çok gecikebilirsin.
19 Ekim 2010 Salı
Halen bekliyorum yaa.
Kuyruğu dik tutuyorum halen ama galiba aramayacak. Ağır abla rolündeyim tabii ki, 2 gündür facebooka bile durum girmiyorum, o derece dik kuyruk ama korkarım ki dik kalacak. Niye aramıyorsun arkadaşım ya??? Esasen sorumun cevabı belli de cevaplamak işime gelmiyor galiba. Aramak isteyen çoktan arardı diyorum. Etrafımdaki herkes sabret arayacak diyor. İnsanları mı iç sesimi mi dinlesem... Kısa kesiyorum, perşembe gününden umutluyum, cumadan önce ya hani haftasonu bişeyler yapalım mı derse emrine amadeyim diycem valla :)))
16 Ekim 2010 Cumartesi
Rejimdeyim ciddi ciddi...
Rejim işlerinden başarısız olmuş ve kilosu tavan yapmış biri olarak sesleniyorummmm, acıkmamanın yolunu buldum, Protein... Yumurta, et yiyorsun başka bişey yemene gerek kalmıyor. Dilerim kolestrolüm tavan yapmaz bu arada ama galiba kıvırdım ben bu rejim işini bu sefer. 15-20 kilo vermeden de durmaya niyetim yok.
Niye mi rejimdeyim haha. Elbette evde kaldığımı artık idrak etmiş bulunduğum için. Efendim sağda solda çıtı pıtı bir sürü hatun türemiş, güzel değillerse bile o kadar süslü, alımlı duruyorlar ki utandım kendimden. Kendi kendini teselli edip yalan diyeceğine gerçekle yüzleş dedim, şişkonun tekisin işte ve nihayet aklımı başıma devşirip giriştim diyet işine.
Dün benim şu yedekte duran arkadaş ile buluştuk efendim. Beni şöförüyle eve bıraktırdı desem gecenin nasıl başladığını ve nasıl devam ettiğini tahmin edebilirsiniz. Ben hiçbir erkek karşısında bu kadar ezilmiş ve çaresiz hissetmedim kendimi, o nasıl bir dominantlıktır, o nasıl bir kendine özgüvendir yahu, zaten bir süre sonra sidik yarıştırmana gerek yok kızım adam senin dişine göre değil dedim ve beyim bilir moduna aldım olayı:))) Uff ya halen etkisinden kurtulabilmiş değilim. Evimin kadını çocuklarımın anası olacaksın o kadar dese, beyim bilir deyip kuyruğu kıstırıp gidecem, adamın öyle bir etkisi var yani düşünün.
Klasik arar mı aramaz mı, ne zaman arar, ne demeliyim modundayım, şu süre bir an önce geçse de herşey açıklığa kavuşsa, ağır abla rolünden bıktım zira, arayıp niye aramıyon lan diye çemkirmek istiyorum o derece :)))
Kısa kesiyorum, heyecandan yazamıyorum zaten. Şu bekleme süresi geçsin detayları ileteceğim efendim.
İyi geceler hepinize...
Niye mi rejimdeyim haha. Elbette evde kaldığımı artık idrak etmiş bulunduğum için. Efendim sağda solda çıtı pıtı bir sürü hatun türemiş, güzel değillerse bile o kadar süslü, alımlı duruyorlar ki utandım kendimden. Kendi kendini teselli edip yalan diyeceğine gerçekle yüzleş dedim, şişkonun tekisin işte ve nihayet aklımı başıma devşirip giriştim diyet işine.
Dün benim şu yedekte duran arkadaş ile buluştuk efendim. Beni şöförüyle eve bıraktırdı desem gecenin nasıl başladığını ve nasıl devam ettiğini tahmin edebilirsiniz. Ben hiçbir erkek karşısında bu kadar ezilmiş ve çaresiz hissetmedim kendimi, o nasıl bir dominantlıktır, o nasıl bir kendine özgüvendir yahu, zaten bir süre sonra sidik yarıştırmana gerek yok kızım adam senin dişine göre değil dedim ve beyim bilir moduna aldım olayı:))) Uff ya halen etkisinden kurtulabilmiş değilim. Evimin kadını çocuklarımın anası olacaksın o kadar dese, beyim bilir deyip kuyruğu kıstırıp gidecem, adamın öyle bir etkisi var yani düşünün.
Klasik arar mı aramaz mı, ne zaman arar, ne demeliyim modundayım, şu süre bir an önce geçse de herşey açıklığa kavuşsa, ağır abla rolünden bıktım zira, arayıp niye aramıyon lan diye çemkirmek istiyorum o derece :)))
Kısa kesiyorum, heyecandan yazamıyorum zaten. Şu bekleme süresi geçsin detayları ileteceğim efendim.
İyi geceler hepinize...
12 Ekim 2010 Salı
Yeniden yeşeren ümitler...
Tam ümidimi kaybetmeye, attığım mesajdan ötürü pişman olmaya başlamıştım kiiii...
Olayı bilmiyorsunuz, durun anlatayım. Ben bir cesaret (arkadaşların gazına gelme olayı tamamen) benim romantik prensime facebooktan mesaj attım, işte gelemedim derslere, ekimde kasımda pek bir yoğun olacam da bölünmesin diye dersler aralık ayına erteledim falan gibisinden tamamen bahane edilerek yazıldığı belli bikaç cümle çiziktirdim arkadaşa. Anam çiziktirmez olaydım, tam tamına 1 gün 23 saat 15 dakika bekledim cevabı gelene kadar. Türlü türlü düşünceler, umutsuzluklar, kendini beğenmemeler ve bir paket damak antep fıstıklı çikolata eşliğinde kendime ve kilolarıma lanet okuyarak geçirdim bu 1 gün 23 saat 15 dakikayı. Az önce cevap geldi, "bekliyorum, görüşmek üzere" diye. Sanki ilan-ı aşk etmişçesine bir sevindim, öyle bir sevindim ki hemen yazmaya koyuldum. Çıkmadık candan umut kesilmez diye boşuna dememiş atalar. Bekledim ve muradıma erdim. Erkekler ne söyler kadınlar ne anlar diye bir geyik var ya, hemen örnekleyeyim.
Erkek yazar: "Bekliyorum, görüşmek üzere".
Kadın içinden geçirir: "Abareyyy saat 23:15'te attığına göre mesajı ayy bak uyumamış geç de olsa mesaj atmış, demek ki ince çocuk, öyle ayı değil amaann geliyorsan gel gelmiyorsan bana ne diyecek. (alt düşünce eee tabii ben onun için potansiyel müşteriyim, bana yüz vermezse derse gitmem, derse gitmezsem para kazanamaz). Ay biliyorum bunlar hep kendine olan güvensizlikten kaynaklanıyor. Ne vardı bir paket çikolatayı depresyonuma ortak etmeye yaaaa. Neyse aralık ayına daha çok var, sıksam kendimi on kilo veririm (pok verirsin).... diye uzayıp giden cümleler.
Erkek ne kadar kısa ve öz, kadın ne kadar karmaşık ve kalabalık değil mi. Erkekler gibi kısa ve sade düşünmeyi istiyorum ben de!!!! Dünyaya sadece ordan, işte anlayın sadece ordan bakabilmeyi istiyorum, çok mu şey istiyorum!!!
Denize düşen yılana sarılır misali, o olmazsa bari depresif ruh haline bürünüp bir tepsi baklava ile kalan şanslarımı da söndürmeyeyim diye hani geçen dediğim şu "zengin, ilgi çekici" vatandaş ile de randevulaştım. Bu cuma bakıcam artık, paranın gücü mü, aşkın gücü mü?? :))) Türk filmlerinden kareler yaşıyorum, oysa ne kadar sade bir hayatım vardı. Boyuma denk koyu kahve renginde ömrümde iki kere görmek nasip olan rahmetli dedemin hediyesi benim emektar ayıcığım vardı oysa bir zamanlar sadece. Onu besler, giydirir, severdim ve o hiç yanımdan ayrılmazdı, bana böyle milyon tane çelişki yaşatmazdı. Ne ara sindi benliğime bu özgüvensizlik bilmem ki. Oysa Roma'yı da yakarım türevi cabbar bir hatunum.
Cuma ola hayrola, Aralık gele aşk ola diyorum. Ayy minimum on-on beş kilo vermem lazımmmm, son çikolatamı az önce yidimmmmm:)))
Hepinize iyi geceler.
Olayı bilmiyorsunuz, durun anlatayım. Ben bir cesaret (arkadaşların gazına gelme olayı tamamen) benim romantik prensime facebooktan mesaj attım, işte gelemedim derslere, ekimde kasımda pek bir yoğun olacam da bölünmesin diye dersler aralık ayına erteledim falan gibisinden tamamen bahane edilerek yazıldığı belli bikaç cümle çiziktirdim arkadaşa. Anam çiziktirmez olaydım, tam tamına 1 gün 23 saat 15 dakika bekledim cevabı gelene kadar. Türlü türlü düşünceler, umutsuzluklar, kendini beğenmemeler ve bir paket damak antep fıstıklı çikolata eşliğinde kendime ve kilolarıma lanet okuyarak geçirdim bu 1 gün 23 saat 15 dakikayı. Az önce cevap geldi, "bekliyorum, görüşmek üzere" diye. Sanki ilan-ı aşk etmişçesine bir sevindim, öyle bir sevindim ki hemen yazmaya koyuldum. Çıkmadık candan umut kesilmez diye boşuna dememiş atalar. Bekledim ve muradıma erdim. Erkekler ne söyler kadınlar ne anlar diye bir geyik var ya, hemen örnekleyeyim.
Erkek yazar: "Bekliyorum, görüşmek üzere".
Kadın içinden geçirir: "Abareyyy saat 23:15'te attığına göre mesajı ayy bak uyumamış geç de olsa mesaj atmış, demek ki ince çocuk, öyle ayı değil amaann geliyorsan gel gelmiyorsan bana ne diyecek. (alt düşünce eee tabii ben onun için potansiyel müşteriyim, bana yüz vermezse derse gitmem, derse gitmezsem para kazanamaz). Ay biliyorum bunlar hep kendine olan güvensizlikten kaynaklanıyor. Ne vardı bir paket çikolatayı depresyonuma ortak etmeye yaaaa. Neyse aralık ayına daha çok var, sıksam kendimi on kilo veririm (pok verirsin).... diye uzayıp giden cümleler.
Erkek ne kadar kısa ve öz, kadın ne kadar karmaşık ve kalabalık değil mi. Erkekler gibi kısa ve sade düşünmeyi istiyorum ben de!!!! Dünyaya sadece ordan, işte anlayın sadece ordan bakabilmeyi istiyorum, çok mu şey istiyorum!!!
Denize düşen yılana sarılır misali, o olmazsa bari depresif ruh haline bürünüp bir tepsi baklava ile kalan şanslarımı da söndürmeyeyim diye hani geçen dediğim şu "zengin, ilgi çekici" vatandaş ile de randevulaştım. Bu cuma bakıcam artık, paranın gücü mü, aşkın gücü mü?? :))) Türk filmlerinden kareler yaşıyorum, oysa ne kadar sade bir hayatım vardı. Boyuma denk koyu kahve renginde ömrümde iki kere görmek nasip olan rahmetli dedemin hediyesi benim emektar ayıcığım vardı oysa bir zamanlar sadece. Onu besler, giydirir, severdim ve o hiç yanımdan ayrılmazdı, bana böyle milyon tane çelişki yaşatmazdı. Ne ara sindi benliğime bu özgüvensizlik bilmem ki. Oysa Roma'yı da yakarım türevi cabbar bir hatunum.
Cuma ola hayrola, Aralık gele aşk ola diyorum. Ayy minimum on-on beş kilo vermem lazımmmm, son çikolatamı az önce yidimmmmm:)))
Hepinize iyi geceler.
10 Ekim 2010 Pazar
Havada aşk kokusu var...
"I don't know much but I know I love you" diye bir şarkı var, bi zamanlar dinlemiş çok beğenmiştim. Allahım dilime takıldı ama sadece bu cümlesi. Çok azıcık da melodisini hatırlıyorum ama gerisi ne mümkün. Ha bir de düet olduğu hatırımda. Çıldıracam, nerden bulcam ben bu şarkıyı diye youtube, google artık ne kadar arama olanağım varsa, buna arkadaş çevrem de dahil başvurdum ama tık yok. Neyse artık olay gündemden düştü, işteyim bizim sevdiğim müdürlerden biriyle sohbet ediyoruz odasında (dedikodu yapıyoruz aslında), bir baktım radyo dinliyor ve radyoda bu şarkı çalıyor. Nasıl zıpladım yerimden bir ben bir allah biliyo, adam korkudan sıçtı sanıyorum aşka geldi saldıracak bu kız bana diye. Aha dedim ben bu şarkıyı aylardır yok yıllardır bulmaya çalışıyorum, lanet olsun kayıt cihazım yok ayy aklınızda tutar mısınız acaba falan diye çırpınırken adamcağız hemen telefonunun kayıt düğmesine basıverdi ve beni büyük bir dertten kurtardı. Sizde de var mı böylesi takıntılar bilmiyorum ama ben bişeyi hatırlamaya çalışır ama hatırlayamazsam tüm gün başka bişey yapamam, gece uyuyamam. Neydi neydi diye kendimi yer durur, tüm olanaklarımı ve arkadaşlarımı onu bulmaya sevk ederim. Şimdi full versiyonunu bıkmadan tekrar tekrar dinliyorum. Ha bir de böyle pis bir huyum var. Kusana kadar aynı şarkıyı dinlerim üst üste, artık hane halkı ve çaktırmasam da ben de baygınlık geçiririz, ne zaman inanırım şarkıyı son notasına kadar emdim bir daha yüzüne bakmam. Ama aradan on yıl geçse de tekrar dinlediğimde yine o kusana kadar dinlediğim anda ki ruh haline de dönerim hemen. Nefret ettiğim adama tekrar aşık bile olabilirim düşünün yani ne kadar özümsediğimi. Şimdi havada aşk kokusu var dedim çünkü artık yaş kemale erdi, birini bulup evlenmem lazım zira evde kalmışlar kategorisine hızla giriyorum. Ayrıca bir evin bir çocuğu olduğum için beni aldı yarın öbür gün ben yalnız kalırsam ne bok yiycem korkusu. Hayır bu güne kadar defalarca bizimkilere postayı koyup gittim yalnız yaşadım, tek başıma daha mutlu olduğum gün sayısı daha fazladır ama yaşlılık böyle bişey tırsak yapıyor insanı, salya sümük bir tip oldum, allahım ben napicem yaşlılıkta bir bardak su bile istesem veren olmayacak diye bir koca bulayım artık telaşı başladı bende. Ve adayların içinden en mantıklı ve aynı zamanda da en aşk dolusu olanı seçtim, piyano öğretmenim :) Hayır adaylar arasında dememe bakmayın garibim hiçbirinin kendileri üzerine kurduğum hain planlardan haberi yok. Aman en sonunda aşk bitecek bari adamın parası olsun da gezelim tozalım bakış açısıyla aday ettiklerim var (ama bir yandan zenginin parası yenmez gibi bir fikre kapılmışım nedense), diğer yandan ömür boyu hiç bişey hissetmediğin adamla da yaşanmaz beya o kadar da al gülüm ver gülüm değil bu işler, aşık olunca anlıycaksın kızım diyorum. Feci arada kaldım anlayacağınız ama artık hangisi elini çabuk tutarsa ona varacağım :)) Piyano hocamı facebookta arkadaş ettim kendime, sabah akşam fotoğraflarına bakıp salaka salak hayal kuruyorum. Hemşeri çıktık bir de kendisiyle, ayy diyorum benden iyisini mi bulacak. Yaş farkımız 1, kültür farkımız hiç yok, ben de piyano çalabiliyorum. Eee daha nolsun yani beni almıycak da kimi alcak diye burnum kaf dağında ama adamın evli olup olmadığını dahi bilmiyorum. Allahım bişeyler yap nolur evli olmasın yaawww :(( Ha diğer yandan zengin olan adayımın sayfasına da bikaç ziyaret yapıyorum ama herkesle de arkadaş bu ya, ne idüğü belirsiz bi tip deyip gönlümü benim romantik piyano hocasına kaydırıveriyorum hafiften, fonda çalan aşk yüklü şarkıda tabii bu duruma destek oluyor. Şarkılar yüzünden zaten başıma ne geldiyse.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)