6 Ekim 2010 Çarşamba

Nihayet açtım blogumu, erdim rahata!!

Ayy benim neyim eksik dedim ve güç bela bir blog açtım kendime nihayet. Anacım bunun ayarlarını yapmak ne zor işmiş, şu kelebek resmini koyana kadar bile göbeğim çatladı, hadi hayırlısı. Ben ki on parmak klavye kullanan biriyim bir blogla mı baş edemiycem, yazar yazar dururum diye içimden geçiriyorum ama 2 gün sonra yazılarım seyrekleşirse bilin ki sıkıldım bu işten, savsaklıyorum. Karşımda bir okuyucu kitlesi varmışçasına yazıyor olmam da genlerimdeki yazar potansiyeline bir işaret olsa gerek, ee boşuna edebiyat okumadık, boşuna dedemiz şair değil dimi. Şimdiden imla hataları için özür diliyorum, burası TDK olmadığına göre kendimi kasamıycam, halbuki 1 yıla yakın redaktör olarak çalışmışlığım var, bu konuya takığım. Yani siz siz olun imlanıza dikkat edin, beni örnek almayın, yoksa düzeltirim.

Neyse gelelim ismime. Efendim kasmayın kendinizi, google'larda helak olmayın. Peperutka "kelebek" dimek. Bir hikayesi var elbette, sonra anlatırım. Of(f)ice mevzusu ise sabah sabah gözümdeki çapaklarlarımla aklıma gelen dahiyane bir buluş. Zaman içinde ofis hikayelerimi yazdıkça göreceksiniz ki isim kelimenin tam anlamıyla cuuk diye oturmuş. 

İlk yazım, uzatıp canınızı sıkmak istemem. Blog açmış olmanın verdiği heyecan var şu anda, rahat rahat heyecanımı yaşayayım istiyorum. Sabah 6'da uyanıcam bir de, [hava karanlık oluyor yahuuu:(]. Ayrıca zamanla kendisini daha yakından tanıyacağınız bir "kardeşim" yüzünden "The Event" diye bir diziye başladım ki sormayın. Gerçi hiçbir dizi "Fringe" yerine geçemez şu sıralar, lay la lay la lay...

Hadi iyi geceler hepinize...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.