Blogumu açarken Of(f)ice ismini neden bloguma verdiğimi ofisle ilgili yazılarımı okuduğunuzda anlayacaksınız demiştim. Şu ana kadar gönül dünyamla alakadar konularla boğuştuğum için son derece lüzumsuz bulduğum bir grup insan taklidi yapan mahlukatların bulunduğu ofis hayatımı anlatmaya imkan olmamıştı ancak an itibariyle Cumartesi günü mecburen gittiğimiz ofis nöbetlerimizde sıra benim olunca camışlar sağolsunlar buraya yazacak malzemeyi elime tutuşturmuş oldular. Hep derim bir insan malsa maldır, öküz ise öküzdür. Temel eğitim annenin verdiği eğitimdir. Annede iş yoksa o camışı naparsanız yapın insan kılığına sokamazsınız. Benim de bu türevden iki eli ve iki bacağı olan ama onun dışında insan demeye bin şahit gereken bir müdürüm var efendim, nam-ı değer Rackapor:) Tereyağlı saçları ve 1,50 yi geçemeyen boyu ile kendini Red Kit sanan bu mahlukat maalesef temel eğitimini evde almadığından yahut alsa bile kötü bir eğitim aldığından kendini insanları itina ile ve bilerek rahatsız edebileceğini sanan, aslında bence hayattaki tek derdi varlığını ispat çabasında olan, ben burdayım ben burdayım, ben de bişeyim diye bir taraflarını yırtan yer cücesinden başka bişey değil. Ama gel gör ki adam müdür. Onu müdür yapan zihniyetin ağzına edem. Önce baksaydınız insan taklidi yapan bir öküz mü yoksa öküz kılığında bir insan mı diye.
Neyse efendim mevzuya geleyim. Cumartesi günü bunun da dahil olduğu ofisin belli başlı (aralarında sevdiğim abilerim var onları mevzu dışarı bırakarak konuşuyorum) camışların toplandığı bir eğitim tertiplemişler. Sanki işe yarayacak !! Temel eğitim diyorum, evde alınan eğitim diyorum, olayı o kadar başa sarmanız lazım diyorum ve son olarak da patron patron ron ron ron bunlar paranı boşa harcıyor diyorum. Ofisteyim, maillerime bakıyorum, girdi bu içeri. Dümdüz geçti gitti masasına. Be ahmak, bi günaydın de bi gördüm seni ordasın işteye çıkan bir işaret yap. Yok anasını satayım, sanki adamın anasına küfür etmişiz sabah sabah. Geçti bu oturdu yerine, önümden geçti gitti kahve aldı, geldi. Yok, beni gördüğü yok, selam verdiği yok. Nasıl gücüme gitti, nasıl sinirlendim. Lan yer cücesi sen kimsin beni görmezden geleceksin, bodur tavuk diye içimden yağdırırken ofisin diğer camışları da geldi kata. Allahım o ne, hepsi aynen bunun yaptığı gibi önümden geldi geçti, bir selam eden bir günaydın diyen yok. Tamam dedim ölmek bu olsa gerek. Sen orda oturduğunu sanıyorsun ama aslında yoksun, şu anda seni görmedikleri için gelip geçiyorlar önünden. Ya da bu bir kabus az sonra kıçın açıkta uyanacaksın. Bu kadar bilim kurgu filmi izlersen olacağı budur elbet. Aklımın bir köşesi ile de şunu düşünüyorum, yahu gerizekalı madem öldün ve istediğin yere gidip milleti bihaber dikizleyebiliyorsun niye burdasın, duracak başka yer mi yok, bu kadar iş hayatını seviyor olamazsın, kızım git bi ananı babanı gör bari perişandır insancıklar diye kendi kendime söyleniyorum.
İnsana yaşarken ölümü tattırmak böyle bişey olsa gerek ve bu nedenle hepsine lanet ediyorum bu insanlıktan nasibini almamış mahlukatların. En sonunda içlerinden biri beni farketti ee nasılsın bakalım dedim. O kadar sinirliydim ki o soru ile sakinleşmek yerine daha beter köpürüp yerimden kalktım ve aynen şu cümle çıktı ağzımdan: Şu anda beni görüyor ve işitiyorsunuz, ben ölmedim değil mi???? Aptal aptal yüzüme baktılar, hışımla yürüyüp tuvalete gittim. Döndüğümde baş camışlardan biri ya eğitimin verdiği yorgunlukla seni görmedik gibi oldu kusura bakma dedi. Cevaben rica ederim benim için mühim bir mevzu değil sizin selam vermeniz ben sadece hayattamıyım ondan emin olmak istedim dedim, sustu. Anlamıştır herhalde aptıkları terbiyesizliği diyeceğim, hayalperest olduğum ortaya çıkacak.
Şimdi bilmem anladınız mı neden Of(f)ice dediğimi. Bizim ofis insan ilişkileri bakımından "buz gibi" bir ortama sahiptir. Sadece iş düşünürler, sadece sonuca odaklanırlar ama o işleri yapanların kanlı canlı insan olduğunu unuturlar. Tüm kilitleri açanın tatlı dil, güleryüz olduğunu unutup bizi fotokopi makinesinden farklı görmezler. Hepsinden nefret ettiğimi bilmem söyledim mi...
27 Şubat 2011 Pazar
21 Şubat 2011 Pazartesi
İncir reçelidir herşeyin sebebi...
Karar verdim karşıma çıktığı ve onun “o” olduğunu anladığım an basıcam tokadı. Erkeğe el kalkar mı demeyin, beni bunca yıl bekletmeye ne hakkı var. Kim bilir kaç çiçeğe konup gelecek bana kadar, yorgun yılgın “tecrübeli”. Ben pampacık 18 yaş heyecanı taşıyan muhtemeldir sonraki yıllarda nerden buldum ben bu bebeyi diyeceğim tipte birini istemiştim, bu kadar geç gelinir mi, bu kadar ağırkanlı olabilir mi insan. Şu anki merakım acaba nerededir ne yapıyordur üzerine. Beğendiğim tipler bana gelmedi, gelenlerin yüzüne bakmadım. Sanmayın revaçta talep gören bir tipim ama şeytan tüyü var sanki üzerimde. Adı üzerinde “şeytan” ayartan yoldan çıkaran, nedense hep evliler geldi, yoldan sapanlar, şaşanlar. Hey kadınlar, aklınızı başınıza devşirin, kocalarınız çok acılı. İki dertlerini dinleyince, iki hiç bişeye karışmayan olgun aklı başında hanfendi portresi çizince ah nerde şimdiki aklım, karşıma geç çıktın yoksa seninle evlenirdim türevinden kulağıma iğrenç derecede bayağı gelen lafları sıralayan bu “evli” erkeklerin hiçbirine evet demedim efendim merak ediyorsanız. Ele yar olamayan bana hiç olamazdı, hepsinden kaçtım öcü görmüş gibi. Bu olgun, bi şeye karışmayan halimi sevdiler ya en çok ona gülüyorum. Oğlum ben senin neyine niye karışayım, git karın karışsın sana. Ama baktım benim hudutlarımdan içeri girdin, sana sevgilim dedim oohhooo karını mumla arayacak noktaya getiririm seni. Karışmamak ne be? Adam gece eve gelmeyecek misal karışmayacakmıyım. Yırtarım onun o pürüzsüz tenini, karışmamak ne demek. O benim, o benimdir ancak. Zaten 30 yıldır onu beklemişim. Daha karşıma çıktığında onu beğenecekmiyim, âşık olacakmıyım, heyecan olacak mı, böyleeee midemden kelebekler havalanıyormuş, gondolun en ucunda oturup bir o uca bir diğer uca gelip gidiyormuşum gibi olacak mı onu bile bilmiyorum. Yanarım yanarım arada boşa giden yıllara yanarım. Yaş ilerleyince fark ediyormuş insan zaman dediğin gerçekten de su gibi akıp gidiyormuş, yaşadığın her anın tadını çıkarmak lazımmış. Daha ağız tadıyla trip yapabileceğim bir sevgilim bile yok, nerde kaldı hayatın tadı. Tamam, boş durmuyoruz, geziyoruz, tozuyoruz ama yanında anlatacak biri olmayınca neye yarar ki. Söz sevgilim gezdiğim yerleri seninle tekrar gezeceğim ve sana hiç çaktırmayacağım daha önce geldiğimi. Öyle heyecanla bakacağım her yere, çünkü yanımda sen olunca heyecanlı olacağım.
En son "İncir Reçeli" filmine gittim, "Aşk Tesadüfleri Sever" filminde yeterince ağlayamayınca bari şansımı bunda deneyeyim diye düşünerek gitmiştim, iyi ki gitmişim. Siz de gidin bol bol ağlayın... Yine Mehmet Günsür'u kimselere değişmem ama napalım adam evli el kadar iki bebesi var, mutlu mesut yuvaların yıkıcısı değilim, derdim benzeri bir yuvanın sahibi olabilmektir efendim.
Ağlamak iyidir, gözlere parlaklık verir. Benimkiler bu ara şavkıyorrrr.
Yeter demek yetmez ki bazen
Hayat acımasız karar verdim. Aslında nankör olmamak lazım, bugüne kadar yaşadıklarıma kıyasla hayatım oldukça düzene girdi, anam babam sağ, bir aradalar. Çok şükür bir hastalığım yok, bu kriz ortamında işsiz güçsüz kalmışlığım da yok her ne kadar beni katil etme potansiyeli taşıyan tereyağ saçlı bir müdürüm olsa da. Neyim eksik nedir bu içimdeki boşluk diye başı kopmuş davık gibi oradan oraya kendimi atarken Gökhan Türkmen belasına yakalanmış bulunmaktayım, tabi olayın Ceceli'nin "Eksik" şarkısıyla başladığını ve iliklerime kadar acıklı, dokunaklı durumlar ve şarkıların isteyerek, bilerek ve en kötüsü tercih ederek dinlediğimi, içimde sürekli cız eden tanım da koyamadığım bir halin olduğunu söylememe gerek yok. Bariz aşk eksikliği yaşıyorum yaaa, hani vücuttaki potasyum eksikliği gibi bişey bu, aşk eksik kalmış, güdük kalmış, "yeterince alınamamış", hap olanı var mıdır bunun, ciğer yesem işe yarar mı, bana kanlı canlı bir sevgili çıkar mı???
Uzunca zaman yazmadım, takipçimde yok, işe yaramaz bir blogun boşta gezen kalfasıyım derken saat sabaha karşı 02:14 ve sadece 4 saat sonra yorucu bir haftabaşına adım atmak için uyanmak zorundayım, henüz yatamadım oysa !!! Buraya yazana kadar facebukuma şiire benzeyen bişeyler bile çiziktirdim. Acı çekmeye başlamak işin tehlikeli kısmı. Kendi kafamda yarattığım adama aşık olmak üzereyim, malum o adam "yok" olduğu için önüme çıkana aşık olamayacağım o olacak. Gözümün önünden gelip geçecek zaar elalemin kızlarına nasip olacak. İşim zor, işin zor aşkım. Daha geleceksin, seni koklayacağım, tanıdık geleceksin, içime sineceksin de geçip kalbimin üzerine yerleşeceksin. Kolay değil ama gelmen lazım artık, çok gecikebilirsin.
Uzunca zaman yazmadım, takipçimde yok, işe yaramaz bir blogun boşta gezen kalfasıyım derken saat sabaha karşı 02:14 ve sadece 4 saat sonra yorucu bir haftabaşına adım atmak için uyanmak zorundayım, henüz yatamadım oysa !!! Buraya yazana kadar facebukuma şiire benzeyen bişeyler bile çiziktirdim. Acı çekmeye başlamak işin tehlikeli kısmı. Kendi kafamda yarattığım adama aşık olmak üzereyim, malum o adam "yok" olduğu için önüme çıkana aşık olamayacağım o olacak. Gözümün önünden gelip geçecek zaar elalemin kızlarına nasip olacak. İşim zor, işin zor aşkım. Daha geleceksin, seni koklayacağım, tanıdık geleceksin, içime sineceksin de geçip kalbimin üzerine yerleşeceksin. Kolay değil ama gelmen lazım artık, çok gecikebilirsin.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)