27 Şubat 2011 Pazar

Bu da oldu, öldüm sandım...

Blogumu açarken Of(f)ice ismini neden bloguma verdiğimi ofisle ilgili yazılarımı okuduğunuzda anlayacaksınız demiştim. Şu ana kadar gönül dünyamla alakadar konularla boğuştuğum için son derece lüzumsuz bulduğum bir grup insan taklidi yapan mahlukatların bulunduğu ofis hayatımı anlatmaya imkan olmamıştı ancak an itibariyle Cumartesi günü mecburen gittiğimiz ofis nöbetlerimizde sıra benim olunca camışlar sağolsunlar buraya yazacak malzemeyi elime tutuşturmuş oldular. Hep derim bir insan malsa maldır, öküz ise öküzdür. Temel eğitim annenin verdiği eğitimdir. Annede iş yoksa o camışı naparsanız yapın insan kılığına sokamazsınız. Benim de bu türevden iki eli ve iki bacağı olan ama onun dışında insan demeye bin şahit gereken bir müdürüm var efendim, nam-ı değer Rackapor:) Tereyağlı saçları ve 1,50 yi geçemeyen boyu ile kendini Red Kit sanan bu mahlukat maalesef temel eğitimini evde almadığından yahut alsa bile kötü bir eğitim aldığından kendini insanları itina ile ve bilerek rahatsız edebileceğini sanan, aslında bence hayattaki tek derdi varlığını ispat çabasında olan, ben burdayım ben burdayım, ben de bişeyim diye bir taraflarını yırtan yer cücesinden başka bişey değil. Ama gel gör ki adam müdür. Onu müdür yapan zihniyetin ağzına edem. Önce baksaydınız insan taklidi yapan bir öküz mü yoksa öküz kılığında bir insan mı diye. 
Neyse efendim mevzuya geleyim. Cumartesi günü bunun da dahil olduğu ofisin belli başlı (aralarında sevdiğim abilerim var onları mevzu dışarı bırakarak konuşuyorum) camışların toplandığı bir eğitim tertiplemişler. Sanki işe yarayacak !! Temel eğitim diyorum, evde alınan eğitim diyorum, olayı o kadar başa sarmanız lazım diyorum ve son olarak da patron patron ron ron ron bunlar paranı boşa harcıyor diyorum. Ofisteyim, maillerime bakıyorum, girdi bu içeri. Dümdüz geçti gitti masasına. Be ahmak, bi günaydın de bi gördüm seni ordasın işteye çıkan bir işaret yap. Yok anasını satayım, sanki adamın anasına küfür etmişiz sabah sabah. Geçti bu oturdu yerine, önümden geçti gitti kahve aldı, geldi. Yok, beni gördüğü yok, selam verdiği yok. Nasıl gücüme gitti, nasıl sinirlendim. Lan yer cücesi sen kimsin beni görmezden geleceksin, bodur tavuk diye içimden yağdırırken ofisin diğer camışları da geldi kata. Allahım o ne, hepsi aynen bunun yaptığı gibi önümden geldi geçti, bir selam eden bir günaydın diyen yok. Tamam dedim ölmek bu olsa gerek. Sen orda oturduğunu sanıyorsun ama aslında yoksun, şu anda seni görmedikleri için gelip geçiyorlar önünden. Ya da bu bir kabus az sonra kıçın açıkta uyanacaksın. Bu kadar bilim kurgu filmi izlersen olacağı budur elbet. Aklımın bir köşesi ile de şunu düşünüyorum, yahu gerizekalı madem öldün ve istediğin yere gidip milleti bihaber dikizleyebiliyorsun niye burdasın, duracak başka yer mi yok, bu kadar iş hayatını seviyor olamazsın, kızım git bi ananı babanı gör bari perişandır insancıklar diye kendi kendime söyleniyorum.
İnsana yaşarken ölümü tattırmak böyle bişey olsa gerek ve bu nedenle hepsine lanet ediyorum bu insanlıktan nasibini almamış mahlukatların. En sonunda içlerinden biri beni farketti ee nasılsın bakalım dedim. O kadar sinirliydim ki o soru ile sakinleşmek yerine daha beter köpürüp yerimden kalktım ve aynen şu cümle çıktı ağzımdan: Şu anda beni görüyor ve işitiyorsunuz, ben ölmedim değil mi???? Aptal aptal yüzüme baktılar, hışımla yürüyüp tuvalete gittim. Döndüğümde baş camışlardan biri ya eğitimin verdiği yorgunlukla seni görmedik gibi oldu kusura bakma dedi. Cevaben rica ederim benim için mühim bir mevzu değil sizin selam vermeniz ben sadece hayattamıyım ondan emin olmak istedim dedim, sustu. Anlamıştır herhalde aptıkları terbiyesizliği diyeceğim, hayalperest olduğum ortaya çıkacak.
Şimdi bilmem anladınız mı neden Of(f)ice dediğimi. Bizim ofis insan ilişkileri bakımından "buz gibi" bir ortama sahiptir. Sadece iş düşünürler, sadece sonuca odaklanırlar ama o işleri yapanların kanlı canlı insan olduğunu unuturlar. Tüm kilitleri açanın tatlı dil, güleryüz olduğunu unutup bizi fotokopi makinesinden farklı görmezler. Hepsinden nefret ettiğimi bilmem söyledim mi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.